arıza yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
arıza yazılar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
26 Ocak 2014 Pazar
13 Mayıs 2009 Çarşamba
666 inbox

Olamaaaz!
Bu sabah yahoo.co.uk mailimi açtığımda; okunmamış ileti sayımın "666" olduğunu görünce, mail boxıma şeytanın kaçtığını düşünüp, "Acaba ne yapsam?" diye, önce internette geniş çaplı bir search (Türkçe mealiyle 'araştırma') yaptım! Sonra yine tatmin olmadım; 'girip de çarpılmayım' diye yine internetten büyücü hocaların iletişim numaralarını buldum. Bir de baktım ki; çoğunun danışmanlık vizite ücretleri prof. doktorlarınki kadar yüksek, bu yüzden o yola da başvurmadım!..
Şimdi kendi kendime "Acaba mailboxımı açsam çarpılır mıyım ve bundan sonra eşimle de birlikte olamam, onu haşır ve de neşir edemem mi?!" diye kuşkuya düştüm! Malum; bir de bu işin sonunda dükkanı kapatıp, sessiz sakin oturup kalmak da var değil mi?!
Peki ben şimdi sizce mailboxımı açsam mı, açmasam mı?!!
Aahahahhahaaaaaaaaaa!!! 666 inbox; yeaaaaaa!!!
(Not: Vallahi üzerinden editlemedim inbox ileti sayımı. Sadece linkimi üzerinden gizledim, o kadar.)
................................
Ömer Dalman (13.05.2009)
www.antoloji.com/omer_dalman
Etiketler:
arıza yazılar,
arızalar meclis başkanı,
arızalar meclisi,
ömer dalman
15 Şubat 2009 Pazar
Kırmızı-Siyah ışıklı odacık
Düşünemedim ki hiç tam bir insan gibi... İnsan gibi olağan sırlarla doldurmadım ki şu tıka-basa sandığımı... Normal sayılan yaşanmışlıkları mumla ararsın bir girsen kırmızı-siyah ışıklı odacığıma...
Yaşamadım ki 'doğru dürüst zevk' saydıkları şu rutinleri?.. Kapalı kapılarımın ardında, bir başıma, yükselen ve sadece kendi odacığımın duvarlarından yine sadece bana yansıyan o acı çığlıklarıma kim zevk der ki?!..
Deneyimlenmiş yüzlerce, onlara göre 'olmaz'larımın günün birinde en büyük zevklerim, en büyük müptelalıklarım haline geleceğini ben bilebilir miydim sanki?..
Evet, bir yerden sonra bu kırmızı-siyah kaderin ipuçlarını dökmeye başlar "usta"lar önlerindeki seyir defterine, ama her bir deneyle kendini şaşırtmaların sonu gelmez ki?.. En arlanmaz, aykırı, uslanmaz keşiflerin öncüsü de olsa kendisi, her bir yeni keşifle o çocuksu coşkusunu, şaşkınlığını kendinden bile gizleyemez ki?.. Bu değil midir zaten işin zevki de?..
İşte tam da bu kendine hakimiyet ile iktidarsızlık arasında gidip gelen ruhun ışığında, yaşayamadım ki aşklarımı doğru dürüst, bilindiği gibi... Sevinemedim ki diğerleri gibi üç-beş özel güne sığdırılmış, kompres mutluluklarla...
Öpüşüp üç-beş, iki sevişip yatak yorgan, hayvanlar gibi gidip gelip, tatmin çığlıklarını kulağıma ve hafızama gömmekle ve ertesi gün uyanıp, yine o kokuşmuş rutinlere tutunmakla yetinemedim ki hiç?.. Hep dışında bir yerlerde, ya da o kırmızı-siyah ışıklı odacığıma hapis halde, kendimle başbaşa meşklerde rahatladım, varolduğumu anladım.
Ve inanın; ne bir sevgili, ne bir aşık, ne günübirlik bir seks arkadaşı, bunlardan hiçbiri benim o kırmızı-siyah ışıklı odacığımın içinde yükselen 'acılı zevk çığlıkları' kadar hissettirmedi kendim olma duygusunu. "Kendim ettim, kendim buldum" modelinin en faydalı olduğu o anlarda, hep ruhumun çeperlerini kendimce genişletmenin onuruna teslim oldum. Acı, zevk, mutluluk ve sessizliğin tek bir hücre ile koca bir evrende aynı yapıda olduğunu ispatladım kendime o kırmızı-siyah ışıklı odacığımda.
Evet... Belki bir insan gibi düşünüp, onun gibi şeyleri arzulayamadım hiç, ama pişman da değilim bundan. Zaman zaman gidip gelse de kendi mutluluğum hakkımdaki yargılarım; yine de kendi gemimle açıldım bu engin denizlere. Bu yolculuğun sert rüzgarlarını kokladım, bu denizlerin tuzlu dalgaları çarptı güvertelerime ve artık geri dönemem.
Bu da benim mutluluğum...
Ömer Dalman (15.02.2009)
www.antoloji.com/omer_dalman
Yaşamadım ki 'doğru dürüst zevk' saydıkları şu rutinleri?.. Kapalı kapılarımın ardında, bir başıma, yükselen ve sadece kendi odacığımın duvarlarından yine sadece bana yansıyan o acı çığlıklarıma kim zevk der ki?!..
Deneyimlenmiş yüzlerce, onlara göre 'olmaz'larımın günün birinde en büyük zevklerim, en büyük müptelalıklarım haline geleceğini ben bilebilir miydim sanki?..
Evet, bir yerden sonra bu kırmızı-siyah kaderin ipuçlarını dökmeye başlar "usta"lar önlerindeki seyir defterine, ama her bir deneyle kendini şaşırtmaların sonu gelmez ki?.. En arlanmaz, aykırı, uslanmaz keşiflerin öncüsü de olsa kendisi, her bir yeni keşifle o çocuksu coşkusunu, şaşkınlığını kendinden bile gizleyemez ki?.. Bu değil midir zaten işin zevki de?..
İşte tam da bu kendine hakimiyet ile iktidarsızlık arasında gidip gelen ruhun ışığında, yaşayamadım ki aşklarımı doğru dürüst, bilindiği gibi... Sevinemedim ki diğerleri gibi üç-beş özel güne sığdırılmış, kompres mutluluklarla...
Öpüşüp üç-beş, iki sevişip yatak yorgan, hayvanlar gibi gidip gelip, tatmin çığlıklarını kulağıma ve hafızama gömmekle ve ertesi gün uyanıp, yine o kokuşmuş rutinlere tutunmakla yetinemedim ki hiç?.. Hep dışında bir yerlerde, ya da o kırmızı-siyah ışıklı odacığıma hapis halde, kendimle başbaşa meşklerde rahatladım, varolduğumu anladım.
Ve inanın; ne bir sevgili, ne bir aşık, ne günübirlik bir seks arkadaşı, bunlardan hiçbiri benim o kırmızı-siyah ışıklı odacığımın içinde yükselen 'acılı zevk çığlıkları' kadar hissettirmedi kendim olma duygusunu. "Kendim ettim, kendim buldum" modelinin en faydalı olduğu o anlarda, hep ruhumun çeperlerini kendimce genişletmenin onuruna teslim oldum. Acı, zevk, mutluluk ve sessizliğin tek bir hücre ile koca bir evrende aynı yapıda olduğunu ispatladım kendime o kırmızı-siyah ışıklı odacığımda.
Evet... Belki bir insan gibi düşünüp, onun gibi şeyleri arzulayamadım hiç, ama pişman da değilim bundan. Zaman zaman gidip gelse de kendi mutluluğum hakkımdaki yargılarım; yine de kendi gemimle açıldım bu engin denizlere. Bu yolculuğun sert rüzgarlarını kokladım, bu denizlerin tuzlu dalgaları çarptı güvertelerime ve artık geri dönemem.
Bu da benim mutluluğum...
Ömer Dalman (15.02.2009)
www.antoloji.com/omer_dalman
Etiketler:
acı,
arıza yazılar,
arızalar meclisi,
bilgelik,
mazoşizm,
zevkler
27 Haziran 2008 Cuma
Tecavüz edilen inekle röportaj yaptık!
Efendim; 23 Haziran 2008 tarihinde Trabzon'un Beşikdüzü İlçesi'nde inekle cinsel ilişkiye girdiği öne sürülen 24 yaşındaki S.K. şikayet üzerine gözaltına alındı biliyorsunuz. Üstelik adam olay üzerinde çalışırken basılmış! Yani "hayır yapmadım" deme imkanı da kalmamış, çünkü donunu bile toparlayamadan yakalanmış!
Ancak bırakın haberi efendim, siz buraya bakın!
Ekolay-Mizah ekibi, binbir zorlukla da olsa olay yerine gitti, o ineği buldu ve röportaj masasına oturttu!
Şimdi madure inek A.Ş. ile beraberiz sayın seyirciler.
Geyikbaşı Ömer: Sayın A.Ş; biliyorum olay henüz çok sıcak ve sizin için bir çok yönden yıpratıcı oldu. Ama yine de sizi günlük otlama olayınızdan kaldırıp, ahırınızda kimse yokken, herkesten gizli olarak konu ile ilgili yormak istiyoruz.
Madure A.Ş: Oooof of sormayın Sayın Geyikbaşı; öyle yorgun, bitkin, dermansız ve ruhsal olarak tükenmiş durumdayım ki, artık bana ne kadar tazminat ödense, ne kadar benden özür dilense veya emrime kaç öküz amade edilse bile, bu yıpranmalarımı tolere edemez. Mööööüüüüüü... (Ağlıyor)
Geyikbaşı Ömer: Ne deseniz haklısınız efendim. Keşke elimizde olsaydı da sizi hiç 2 gün sonra konuyla ilgili rahatsız etmeseydik. Ama oldu bir kere artık. Helal edin hakkınızı!
Madure A.Ş: Ay helal canım helal! Şurda kaç tane ineğe tecavüz haberi yakalayabilirsiniz ki yılda? Sizin de ekmek paranız hem. Tabii olayın üstüne gideceksiniz. Hatta saat 20.00 haber programlarında bir sürü polemik yaratacaksınız. Geç saatlere bu konu ile ilgili tartışma programları yayınlayacaksınız. O programlara Yaşar Nuri'yi, Beyaz Hoca'yı, hatta UFO'cu Haktan Akdoğan'ı bile davet edeceksiniz!
Olayın türlü yönü var tabii. Ortada bir olay varsa, bunun çeşitli bireysel ve toplumsal yansımaları da mutlaka vardır. Dini, etik, örf ve adet ve hatta uzaysal yönleri mutlaka vardır ve otoritelere danışılmalıdır.
Geyikbaşı Ömer: Bakın işte; ne kadar güzel bir konuya değiniverdiniz Sayın A.Ş. daha ilk baştan! Gerçekten bu tecavüz olayı, beyninize bir anda daha fazla kan gitmesine de neden olmuş sizin! Kutlarım sizi bir yandan efendim!
Madure A.Ş: A-aaa sen ne diyorsun Geyikbaşı! Tecavüzden hemen bir gün sonra farkettim; artık bizim o otlağın ilerinden geçen trenlere gözlerimi dikip, öküz gibi bakmıyorum!? Ben bile şaşırdım ayol! Kaç yıllık koskoca, görmüş-geçirmiş ineğim; vallahi bu adeti bile bozdum tecavüzden sonra!
Geyikbaşı Ömer: Aman lütfen Sayın A.Ş. yine de bu olayı öyle faydalı etkileri olan bir şey gibi lanse etmeyelim. Malum, sizin arkanızdan gelen bir sürü genç inek adayı var. Şimdi kendilerini bu konuda fazla rahat bırakmasınlar ki; bu tarz zorla sahip olma gibi mevzuların sayısında patlama yaşamayalım. Yani tamam, seks tabii ki çok zevkli, ineği hayata bağlayan, onu coşturan, bol süt vermesine neden olan, hatta bol bol buzağı yaptıran bir hadise, ama yine de işin şu zevk kısmı aramızda kalsın efendim!
Madure A.Ş: Tabii tabii haklısınız Sayın Geyikbaşı; bir yerde de olayı çok deşmemek lazım!
Geyikbaşı Ömer: Peki Sayın A.Ş; isterseniz olayın nasıl vuku bulduğunu hızla bize özetleyin ki; böyle toplumsal boyutları olan önemli bir olaydan hepimiz, bütün insanlar alemi ve hatta hayvanlar alemi kendine gereken dersleri çıkarsın. Çünkü biliyorsunuz Sayın A.Ş. size bu tecavüzü yapan şahıs bir öküz değil, düpedüz bir insan! Umarım olayın bu tarafını unutmadınız?..
Madure A.Ş: Ay hiç unutur muyum ayooool!? Ondan zaten olaya daha yumuşak tepki verdim ya!? Şimdi uluorta bütün otlak sakinlerinin içinde bana koskoca bi öküz tecavüz etse, benim adam devreye girerdi, onunla boynuzlaşırlardı filan, kozlarını paylaşırlardı. E sonra kim galip geldiyse; ben de ona vermeye devam ederdim hayatımın geri kalan bölümünde ve sesimi bile çıkaramazdım. Eee inek-öküz ilişkilerinde işin raconu dünya kurulduğundan beri böyle. Ne yaparsın?..
Geyikbaşı Ömer: Peki ama, olayı yapan insan olunca ne oldu sizin otlak sakinleri arasında?
Madure A.Ş: Şimdi olay şöyle: Ben bir ara çok sıkışmıştım otlarken. Bütün millet de orada o sırada. Bir de fena ishal olmuşum bir önceki gece benim herifle fazla takılınca. Dedim ki kendi kendime; "Bari gideyim de ahıra, kuytu bir köşeye yapıvereyim; böylece kimse gürül gürül şeyedişime şahit olmasın." Hem ineklerin de çekindikleri noktalar var efendim!
Neyse; gittim ahıra... Köşeye doğru orada bizim yedek bi çukur vardır. Oraya daha çok buzağılar çiş-miş yaparlar. Ama tabii benim durumum çok özeldi; dayanamadım ve gittim o çukuru bombaladım gürül gürül! Tam o sırada arka taraftan bir yerden bir insan çıktı geldi. Aaaa o da ne?! Bir baktım adam o dakka hemen üzerime abandı benim boş anımı yakalayınca!
Geyikbaşı Ömer: E siz çifte mifte atıp olaya engel olmadınız mı yahu?!
Madure A.Ş: Yapmaz mıyım?! Bütün inekler buna programlıdır zaten. Ama adam çok kurnazdı; hemen arka ayaklarımı, yanında getirdiği iple bağlayıverdi! Sonra da Allah ne verdiyse artık!!! Anırmaktan başka ne gelir ki elimden?! Bastım yaygarayı, ama nafile... Adam aten motorize midir nedir; toplam 3 dakika 27 saniyede patlattı bombayı. Neyse ki; tam pantolonunu-donunu toparlıyordu ki, arkadan karısı gelmez mi?!
Geyikbaşı Ömer: Eyvah! Aile faciası yani!?
Madure A.Ş: Tabii canım aynen öyle! Nasıl olmasın ama di mi? Karınızı bir başka kadınla aldatsanız hadi yine olayın bir tarifi, bir şekli var. Ama şimdi karınızı bir inekle aldatınca olayın ne bir kabulü, ne bir tarifi, ne de bir sosyal yönü kalıyor efendim! Hadi beni bırakın; ben bir ineğim. Yarın yine bir şey olmamış gibi otlağa çıkar, kocama cilvemi yaparım. Hem insan ölçüleri nedir ki; bir şey hissetmedim bile fiziken! Ama olayın sosyal boyutu beni de rahatsız etti tabii!..
Ama o kadıncağız ne yapsın şimdi? Yazık değil mi? Kadının kafası da allak bullak oldu. Şimdi o herif aylık 4000 ytl psikolog parası versin karısı için de görsün gününü!.. Bizim buzağı T.Z.'ye zaten olaydan gram bahsetmedik! Biz öyle psikoloğa filan da gidemeyiz ki efendim! Çocuk dümdüz serseri oluverir; onun bunun karısına-kızına sulanmaya başlar. İki paralık oluruz vallahi ailece! Aman aman uzak kalsın bizden!
Geyikbaşı Ömer: Hımmm. Sanırım siz bu yüzden şikayetçi olmadınız o şahıstan değil mi efendim? Yani olay büyür şimdi, insanlar ve inekler arası ihtilafa sebep olur filan?..
Madure A.Ş: İşte tam da üstüne bastınız Sayın Geyikbaşı! Doğrusu metin insansınız...
Şimdi biz olay insanlar ve ineklerarası bir tartışma boyutuna girmesin ve ortalık daha fazla fazla karışmasın diye kocamla sessiz kalma kararı aldık. Çünkü sonra bunun dış basını var, AB'si var, ABD'si var, üüüf üf üf yani!.. Zaten adamlar ülkeye kulp üzerine kulp takıyorlar bertaraf etmek, borç giydirmek ve sırtınıza binmek için; bir de bu iş hayvan haklarını korumaya filan sıçradı mı, kimsenin, hiçbir ülkenin ağzını bağlayamazsınız! Baksanıza, yapmadığınız şeylerle ilgili bile sizi taşlaya taşlaya kendi kolları yoruldu!..
Dedik ki; yine mertlik bizde kalsın be ses etmedik daha fazla. Ama ahırdaki anırmalarımı da insanlık alemi hoşgörsün artık! İnsan-minsan, ama o kadar da yan etkisi olacak olayın. İnsanlık sağolsun efendim insanlık!
Geyikbaşı Ömer: Yani acı vardı diyorsunuz bir miktar? Ama tabii olur o kadar Sayın A.Ş. Peki karısı ne yaptı sözkonusu şahsın daha sonra? Biliyor musunuz?
Madure A.Ş: Sormayın efendim sormayın! O olayın ucunu bırakmamaya karar verdi ve fena cayırdadı. E dile kolay ama; "Kocanız sizi kiminle aldattı?" diye soruyorlar ve diyorsunuz ki ağlayarak; "Hık, hık, pık... Bi inekle!.. Buhuhuhuuuuu!"
Sonuçta bizim olgun tavrımızı adamın karısı sergileyemediğinden olay yine büyüdü Sayın Geyikbaşı. Kendileri ettiler kendileri buldular herzamanki gibi. Şimdi gerek iç, gerek dış basında gerçekten de evlere şenlik bir durumdasınız! Eh ama daha iyi... Zaten kızışan siyasi gündeminize bir çay arası lazımdı. Şimdi bütün tartışmalar "Hayvana Tecavüz Davası" üzerine odaklanır; siyasi, finansal ve bütün sosyal piyasalar da rahat bir nefes alır!
Sizde yöntem hep bu değil mi zaten?!
Geyikbaşı Ömer: Peki Sayın A.Ş. sizi gerçekten üzdük, yorduk. Bundan sonraki sosyal, kütürel ve özellikle de cinsel yaşamınızda size bol şans diliyoruz. Yalnız şunu da belirtmeden edemeyeceğim; biraz sarsıntı ve üzüntü size yaramış mı ne?! Bakar mısınız makyajınız, sürmeleriniz, rujunuz filan tavan yapmış!.. Allahaısmarladık efendim.
Madure A.Ş: Siz de sağolun Sayın Geyikbaşı. Biz buradayız; her zaman bekleriz!
ekolay-mizah
Ancak bırakın haberi efendim, siz buraya bakın!
Ekolay-Mizah ekibi, binbir zorlukla da olsa olay yerine gitti, o ineği buldu ve röportaj masasına oturttu!
Şimdi madure inek A.Ş. ile beraberiz sayın seyirciler.
Aslında böylesi hazin bir olay henüz tazeliğini korurken madureyi bu konu üzerine konuşturarak rahatsız etmek hiç de doğru değil, ama sonuçta ekmek parası be kardeşim! Her şeyi malzeme yapıp, yağından kaymağından faydalanmayana bu zamanda "enayi" derler değil mi?..
İŞTE MADURE İNEK A.Ş. İLE GEYİKBAŞI ÖMER'İN RÖPORTAJI: olay olay olay!!!
İŞTE MADURE İNEK A.Ş. İLE GEYİKBAŞI ÖMER'İN RÖPORTAJI: olay olay olay!!!
Olayın türlü yönü var tabii. Ortada bir olay varsa, bunun çeşitli bireysel ve toplumsal yansımaları da mutlaka vardır. Dini, etik, örf ve adet ve hatta uzaysal yönleri mutlaka vardır ve otoritelere danışılmalıdır.
Neyse; gittim ahıra... Köşeye doğru orada bizim yedek bi çukur vardır. Oraya daha çok buzağılar çiş-miş yaparlar. Ama tabii benim durumum çok özeldi; dayanamadım ve gittim o çukuru bombaladım gürül gürül! Tam o sırada arka taraftan bir yerden bir insan çıktı geldi. Aaaa o da ne?! Bir baktım adam o dakka hemen üzerime abandı benim boş anımı yakalayınca!
Ama o kadıncağız ne yapsın şimdi? Yazık değil mi? Kadının kafası da allak bullak oldu. Şimdi o herif aylık 4000 ytl psikolog parası versin karısı için de görsün gününü!.. Bizim buzağı T.Z.'ye zaten olaydan gram bahsetmedik! Biz öyle psikoloğa filan da gidemeyiz ki efendim! Çocuk dümdüz serseri oluverir; onun bunun karısına-kızına sulanmaya başlar. İki paralık oluruz vallahi ailece! Aman aman uzak kalsın bizden!
Şimdi biz olay insanlar ve ineklerarası bir tartışma boyutuna girmesin ve ortalık daha fazla fazla karışmasın diye kocamla sessiz kalma kararı aldık. Çünkü sonra bunun dış basını var, AB'si var, ABD'si var, üüüf üf üf yani!.. Zaten adamlar ülkeye kulp üzerine kulp takıyorlar bertaraf etmek, borç giydirmek ve sırtınıza binmek için; bir de bu iş hayvan haklarını korumaya filan sıçradı mı, kimsenin, hiçbir ülkenin ağzını bağlayamazsınız! Baksanıza, yapmadığınız şeylerle ilgili bile sizi taşlaya taşlaya kendi kolları yoruldu!..
Dedik ki; yine mertlik bizde kalsın be ses etmedik daha fazla. Ama ahırdaki anırmalarımı da insanlık alemi hoşgörsün artık! İnsan-minsan, ama o kadar da yan etkisi olacak olayın. İnsanlık sağolsun efendim insanlık!
Sonuçta bizim olgun tavrımızı adamın karısı sergileyemediğinden olay yine büyüdü Sayın Geyikbaşı. Kendileri ettiler kendileri buldular herzamanki gibi. Şimdi gerek iç, gerek dış basında gerçekten de evlere şenlik bir durumdasınız! Eh ama daha iyi... Zaten kızışan siyasi gündeminize bir çay arası lazımdı. Şimdi bütün tartışmalar "Hayvana Tecavüz Davası" üzerine odaklanır; siyasi, finansal ve bütün sosyal piyasalar da rahat bir nefes alır!
Sizde yöntem hep bu değil mi zaten?!
ekolay-mizah
Etiketler:
arıza yazılar,
arızalar meclisi,
geyikbaşı ömer,
geyikbaşı yazıları
28 Şubat 2008 Perşembe
22 Mayıs 2007 Salı
Geyikbaşı Yazıları 2

23 Nisan Sonrasında dört günlük haftaya girerken
Evet sevgili Ekolay-Mizah’ın en sevgili Kullanıcıları, taşıyıcıları, müptelaları ve hepsinin de yanında hatta Ekolay Mizah Karşıtları! Kabul edenleri gıgılarından öperek bu pek sevimli dört günlük haftamıza girmeden biraz başınızı ağrıtmak istiyorum.
23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın sonunda haftaya, çok mutlu, ama bir anlamda da birer “enkaz” gibi girerken, yakında bütün ülkeyi kasıp kavuracak kadar hergele ve aşırı zeki şekilde yetişmekte olan veledler aleminin üyelerinden en az birine sahip her ebeveynin şu anki sinir hassasiyetini herkese hatırlatırım. Kolay da değil! Herkes çocuğuna, bu üç gün boyunca kurtlarını en üst düzeyde dökebileceği şekilde şartlar ve ortamlar hazırladı. Tabii ki bunun çoğu ebeveyndeki geçici etkisi ise şiddetli yorgunluk olacak...
Maganda Hasarları
İş sadece çoluk-çocuğun eğlenmesi için katlanılan yorgunluk ve maddi kayıplarla bitse iyi... Bayram kutlamaları süresince memleketimizin otobanlarına, ara sokaklarına, bakkal ve marketlerine, şehir merkezlerine, alışveriş merkezlerine, boğaz kıyılarına ve çay bahçelerine akın akın hücum eden otoban magandalarının, şehir magandalarının ve hatta mangal magandalarının benlik üzerinde yapmış oldukları kalıcı hasarlarla yeni bir haftaya uyanmak tabii ki herkes için zordur!..
Bu yüzden bu masum ve kısa haftanın başında herkese geçmiş olsun derim! Güzel anılarınızı da tabii ki koyun yan cebinize, dursun. Nasıl olsa onlara hafta boyunca ihtiyacınız olacaktır!
* * *
Geçtiğimiz Hafta
Bu arada hazır elimiz değmişken geçtiğimiz haftanın da arkasından kısaca konuşalım:
Tabii meşhur “Çankaya’ya Kim Çıkacak?” sorusu gündemi meşgul ededursun, Cumhurbaşkanı Sezer büyük güne 22 gün kala, koltuğunu bir miniğe, Küçük Taylan'a teslim etti bile! Bence herkes elini çabuk tutsun bu yüzden!..
Sonunda aileler arası el-kol müdahaleli tartışmaya kadar tırmanan Hüsnü-Nazire Şenlendirici olayında son gelişme ise; Nazire Hanım’ın İBO Show’a canlı telefon bağlantısıyla, eşi Hüsnü'nün Deniz'le olan ilişkisi ortaya çıktıktan sonra gereksiz açıklamalar yaptığını belirterek, eşinden özür dilemesi oldu. Deniz’in hafta boyunca, bir tv programında iki göz-iki çeşme halde yapmış olduğu kısa beyanat izleyenleri yasa boğdu!
Ülkemizdeki önü alınamaz fiş çekme ve hesap kesmelere yeni bir örnek olan, Malatya'da, biri Alman 3 Hıristiyan'ın öldürülmesinin ardından Almanya'daki Hıristiyan Sosyal Demokratlar (CSU) Türkiye'yle Avrupa Birliği üyelik müzakerelerinin durdurulması gerektiğini savundu. Biz saf saf önümüzdeki 10 yıl içinde AB’ye girmenin hayallerini kurarken, gavur bizim bu amacamıza ulaşamamamız için nasıl da bütün kirlilerimizi topluyor, bunu hatırlamak lazım!
Bu arada millet! Popun Kralı Michael Jackson’ın Müslüman olduğu ve Allah'ın isimlerinin sıralındığı özel bir şarkı yaptığı konuşuluyormuş etrafta, ona göre! Gerçi benim liseli yaşlarımdan beri bu abinin Müslüman olduğu dedikoduları vardı ama?!..
Bir sporsever olarak söylemeden geçemeyeceğim; Sağlık Bakanlığı, Vatandaşların fiziksel aktiviteye ne kadar zaman ayırdıklarını öğrenmek ve daha çok spor yapmalarını sağlamak için 'Fiziksel Olarak Aktif Misiniz?' Anketi hazırlamış! Yahu benim bildiğim şu an, özellikle de şehirli kesimdeki bütün tanıdıklarım neredeyse evlerine 20 metre uzaklıktaki bakkala ekmek almaya bile arabasıyla gidiyor! Bir şey diyemeyeceğim yani!..
* * *
Çocuk Doğdu, Serpilmelerde Maaşallah
Bu arada biz de Mizah Kanalı olarak, acılı ve bol sancılı doğum anını bir hafta geride bıraktık. Bereket, çocuğu, doğduğu andan itibaren yalnız bırakmayan, ülke çapındaki süt ve cici annelerinin, abilerin ve ablaların tıklamaları, gönderdikleri yorumlar, dilekler, şikayetler ve övgüler hiç eksik olmadı ve çocuk daha ikinci haftasında olmasına rağmen serpilmeye, kendini göstermeye başladı bile!
Lütfen çocuğa olan desteklerinizi inatla sürdürmeye devam edin ki, çocuk en kısa sürede dalyan gibi dimdik bir insan olsun ve dört bir yanını memnun eder hale gelsin. Hiçbir şey yapamadınız, çocuğu gıgıdan öpün, o da yeter!
Küfürlü-Küfürsüz Yorumlara devam!
Tabii yeni girmiş olduğumuz bu şekil ve şemalin arka planında, işleyişte bazı aksamalarla, belki içerikteki gecikmelerle sizlere rahatsızlıklar verdik ilk haftamızda. Lütfen hemen dellenmeyin ve bizi cezalandırmayın. Hızla ve delikanlıca sizleri en ince noktalardan kuşatmaya ve ruhları alev-alev beslemeye devam edeceğiz! Damarlara basacağız, gittikçe de ustalaşacağız! Dedik ya, sizleri Mizah Manyağı yapacağız! Hatta baktık ki yeterli değil, ben bizzat yollara düşüp, maksimum memnuniyet için evlere servise bile başlayacağım!
Bu arada yorumlarda bize kızan ve şifalı küfürleriyle mizah ortamını kızıştıran, motive eden küfürbaz kullanıcılar, buna devam edin! Çünkü Mizahla uğraşan bizler, zaten sabahları küfürle yüz yıkamayı ve yeri gelince de en harbisinden küfür etmeyi sevmeseydik bu işi yapamazdık. Zaten o yaratıcı küfürler olmasa; yeminle giderim, günde üç öğün tokatlatırım kendimi ki, ayaklarımın yere bastığını anlayayım!
Bu arada yine, işimiz mizah olduğu için, içeriğimizle illa ki ona ya da buna dokunduruyoruz ucundan. Bu anlamda susuz-sabunsuz, temiz-pak mizah diye bir şey olamaz diyorum ve çamuru sevenleri yine bur’dan gıgılarından öpüyorum!
Lütfen her türlü yorumu atmaya devam!..
Bu arada Haftanın Tipsizi’ne Tipsizlik Adaylarını göndermeye ve Dilek Kuyusu’na, en akla gelmeyecek dileklerinizi atmaya lütfen devam edin. Böylece her hafta finale kalacak Tipsizleri hepbirlikte görelim ve içimizdeki en karanlık köşelerde, küflenmiş, gün yüzüne çıkmayı bekleyen dileklerimize bir imkan verelim. Bu yolla herkesin dimağına yeni yeni istek ve arzu tohumları dikelim!
Arıza ve rahatsızlık modunda kalmaya ve gülmeye zaman ayırmaya devam!
Geyikbaşı Editör
Etiketler:
arıza yazılar,
arızalar meclisi,
deneme,
ekolay/mizah,
köşe yazısı,
ömer dalman,
yazı
9 Mayıs 2007 Çarşamba
Kim bu ARIZA?

08.11.1968 İzmir-Karşıyaka doğumlu, liseli yaşlarının sonuna kadar kendi sempti olan Karşıyaka’dan Alsancak’a bile geçmemiş, içekapanık yapı ile blue çağını göğüslemiş, ilk aşkı ve şimdiki karısıyla da taa Mimarlık Fakültesi‘nde tanışma fırsatı bularak ancak bir başka bedene dokunmanın tadını da o yıllarında alabilmiş, “Mimar-Şair-Mizah Editörü” olarak hayatını kazanmakta olan, düşünmekten ve meditatif yoğunlaşmalardan zevk alan bir insan…Tabii bu içekapanık yoğunluğu sayesinde alabildiğine derinliğine, kendi bilinç okyanusunda renkler keşfetmiş…
Öyle ki, bu sayede, dede-baba zincirinden almış olduğu resim yeteneğini de ilerleterek bir süre sürrealist desen çizimlerini alabildiğine abartmış… İlerlemiş resim ve el yeteneği sayesinde mimarlık fakültesindeki teknik çizim derslerinde bilumum arkadaşının plan çizimlerindeki yol ve yuvarlak köşe dönüşlerini bizzat elleriyle çizmiş bir mimar… E doğal olarak, üniversiteden sonra, önce mimar babasının yanında ofis mimarlığına devam etmiş, daha sonra mimar eşiyle birlikte dışarıda pişme kararı alarak, İzmir’deki irili-ufaklı mimari ofislerde deneyimler yaşamaya başlamış… Bunun devamında ofis değiştirmekten bıktığı bir anda Konak Belediye Başkanı Ahmet Sarışın’la irtibata geçerek, onun kanatları altında Planlama Müdürlüğü’nde 3 yıl kadar, rahat tavırlı mimarlığına devam etmiş ve oradan sonra da İstanbul’a taşınmaya karar vermiş mimar kişi…
İstanbul’da da en büyük mimarlık firmalarından 3 tanesinde çizim yeteneği sayesinde gövde gösterisine devam etmiş, ancak beyninin suyunu çıkarırcasına yeni tasarımlarını çizittire-çizittire bu alemde boyunun uzayamayacağına inandıktan sonra, “daaaan!” diye internet sektörüne akmaya karar vermiş ve işte o noktada hayatının en önemli ve etkili kararını vermiş Grafik Tasarımcı Kişi…
Ülkenin halen en gözde internet firmalarından birinde istikrarla çalışarak, grafik tasarımcı görevinde 6. yılını tamamladıktan sonra, bir yöneticinin fonksiyonel kararı sonucunda, içindeki cevheri hayata biraz daha etkin şekilde yansıtma fırsatı ele geçirerek o firmada Mizah Kanalı Yönetmeni olmuş, böylece geriye kalan bir miktar hayatını da insanları motive etmeye ve eğlendirmeye adamış, gerçek bir Arızalı Kişilik!..
Şu an iş anlamında aynı görevi bütün benliğiyle severek sürdürmeye devam etmesinin yanında, bütün hayatının an be an özeti olan, kızgınlıklarını, kinlerini, arlanmazlıklarını ve sevinçlerini yüklediği serbest şiirlerini de bloglarında ve çok sevgili Şiir Evi www.antoloji.com/omer_dalman adresinde sergilemeye devam ediyor.Kendisi ile ilk tanışanların, ilerlemiş fiziki yaşına rağmen sergilediği genç görüntüsü karşısında şok geçirmelerinden ayrıca güç alan, temiz yüzlü, sevimli-çocuksu ifadeli, içinde yangınlar büyüyen, kendini tanımlamaktan herzaman korkan ve bunu başkaları için de geçerli kılan, düzenli spor düşkünü bu insan, fikirlerini sizlerle paylaşmaktan ve fikirlerini paylaşmayı seven herkesi kardeşi bilmekten dolayı gurur duymaktadır.
Sevgi ve saygılarımla
Ömer Dalman
---------------
Kişisel Bilgi Kartım:
http://www.internetteyim.net/detailbot.php?name=Rec5498
Öyle ki, bu sayede, dede-baba zincirinden almış olduğu resim yeteneğini de ilerleterek bir süre sürrealist desen çizimlerini alabildiğine abartmış… İlerlemiş resim ve el yeteneği sayesinde mimarlık fakültesindeki teknik çizim derslerinde bilumum arkadaşının plan çizimlerindeki yol ve yuvarlak köşe dönüşlerini bizzat elleriyle çizmiş bir mimar… E doğal olarak, üniversiteden sonra, önce mimar babasının yanında ofis mimarlığına devam etmiş, daha sonra mimar eşiyle birlikte dışarıda pişme kararı alarak, İzmir’deki irili-ufaklı mimari ofislerde deneyimler yaşamaya başlamış… Bunun devamında ofis değiştirmekten bıktığı bir anda Konak Belediye Başkanı Ahmet Sarışın’la irtibata geçerek, onun kanatları altında Planlama Müdürlüğü’nde 3 yıl kadar, rahat tavırlı mimarlığına devam etmiş ve oradan sonra da İstanbul’a taşınmaya karar vermiş mimar kişi…
İstanbul’da da en büyük mimarlık firmalarından 3 tanesinde çizim yeteneği sayesinde gövde gösterisine devam etmiş, ancak beyninin suyunu çıkarırcasına yeni tasarımlarını çizittire-çizittire bu alemde boyunun uzayamayacağına inandıktan sonra, “daaaan!” diye internet sektörüne akmaya karar vermiş ve işte o noktada hayatının en önemli ve etkili kararını vermiş Grafik Tasarımcı Kişi…
Ülkenin halen en gözde internet firmalarından birinde istikrarla çalışarak, grafik tasarımcı görevinde 6. yılını tamamladıktan sonra, bir yöneticinin fonksiyonel kararı sonucunda, içindeki cevheri hayata biraz daha etkin şekilde yansıtma fırsatı ele geçirerek o firmada Mizah Kanalı Yönetmeni olmuş, böylece geriye kalan bir miktar hayatını da insanları motive etmeye ve eğlendirmeye adamış, gerçek bir Arızalı Kişilik!..
Şu an iş anlamında aynı görevi bütün benliğiyle severek sürdürmeye devam etmesinin yanında, bütün hayatının an be an özeti olan, kızgınlıklarını, kinlerini, arlanmazlıklarını ve sevinçlerini yüklediği serbest şiirlerini de bloglarında ve çok sevgili Şiir Evi www.antoloji.com/omer_dalman adresinde sergilemeye devam ediyor.Kendisi ile ilk tanışanların, ilerlemiş fiziki yaşına rağmen sergilediği genç görüntüsü karşısında şok geçirmelerinden ayrıca güç alan, temiz yüzlü, sevimli-çocuksu ifadeli, içinde yangınlar büyüyen, kendini tanımlamaktan herzaman korkan ve bunu başkaları için de geçerli kılan, düzenli spor düşkünü bu insan, fikirlerini sizlerle paylaşmaktan ve fikirlerini paylaşmayı seven herkesi kardeşi bilmekten dolayı gurur duymaktadır.
Sevgi ve saygılarımla
Ömer Dalman
---------------
Kişisel Bilgi Kartım:
http://www.internetteyim.net/detailbot.php?name=Rec5498
Etiketler:
arıza yazılar,
arızalar meclisi,
deneme,
mesajlar,
ömer dalman
8 Mayıs 2007 Salı
Bay X'in Anıları 1

Hangi yüzyıldı hatırlamıyorum. Hatta kimin bu hikayeyi bana anlattığını da hatırlamıyorum. O zaman; sizlerin de bu hikayeyi benden dinlerken, belki de benim unuttuğum bu zaman ve kişi verilerini gözardı etmeniz en hayırlısı olur. Zaten kimmiş, neymiş, şu an nerede ve ne yaparmış kime ne?!
Çocuk 12 yaşındayken, ner'den denk geldiyse Marquise de Sade'ın düzenlediği sado-mazo seks alemlerinin ününü duymuş. Herhalde şeytan mı dürttü ne, birkaç gün sonra, okuluna gider gibi evden çıkmış ve Sodom kasabasındaki onun özel tasarımlanmış şatosunun kapısını çalmış.
İzbandut gibi görevliler onu içeri aldıklarında, yoğun parti ve seks ortamının içinden onu geçirerek, Sade'ın o saatlerde zamanını geçirmekte olduğu Şehvet Odasına götürmüşler. Çocuk o an hayatındaki en büyük şoklardan ilkini yaşamış! O dakikada annesi, içeride, ünlü şehvet düşkünü Marquise de Sade ile ters-düz, aklınıza ne gelirse o şekillerde seks yapıyor!.. Ve Sade bir yandan da kadının kulağına iniltili bir sesle şöyle diyormuş:
"Lady Dior! Senin şu oğlanı ne zaman benim şehvet dünyama katacağız haa?! Hem, onun da aslında benim oğlum olduğunu birgün öğrenmesi gerekmeyecek mi sence de?"
Bunu duyan bizim çocuğun o anda beyninde şimşekler çakmış ve neden içinde, nedenini bilmediği bir şehvet arzusunun günden güne daha da büyüdüğünü anlamış.
Evet... Artık o kesinlikle mirasını Marquise de Sade'dan almış, tam bir genç Şehvet Düşkünüymüş.
* * *
Bu inanılmaz gerçeği öğrenmesinin üstünden 25 yıl geçtikten sonra işte bana, çok marjinal bir ortamda, hatta geniş çaplı bir alem sırasında anlatmıştı zaten bu olayı. Ben kendisini zaten tanımazdım, ama nasıl olduysa, herhalde benim gözlerimin içinde o akşam bir şey gördü ki, bir anda içinde volkanlar patladı ve bana o inanılmaz şevhet anılarından birini miras olarak bıraktı. Gerçi bu anlatacağım anıya pek de "şehvetle ilgili" denemez, daha çok "alternatif tatmin yönlerinden biri" denebilir.
Bizimki yaklaşık 12 yaşlarındayken, birgün annesi ve üvey babasıyla bir başka aileye misafirliğe gitmişler. Bir süre sonra onların ailevi ve yüzeysel içerikli muhabbetlerinden sıkılarak, evin bahçesine çıkıp, biraz yürümeye karar vermiş. İşte size anlatmak istediğim, akıllara durgunluk veren alternatif tatmin buluşu da burada başlıyor!
Evin bahçesine çıktıktan sonra bizimki, biraz da hayallere dalarak çalı çırpı dolu arazide umarsızca ilerlemeye başlamış. Yani evin bahçesinin bakımlı bitki örtüsünün son bulduğu, düzensiz otların, tepelerin, çukurların doğal şekilde konumlandığı, yer yer toprağın ortaya çıktığı, çatlaklıkların görüldüğü bir arazi... Artık o noktada, evin bahçesinde yeralan doğa öğelerinin disiplinlice yerleşmiş olmalarının tersine, buradaki su birikintileri, ufak tefek bataklıklaşan toprakar, çalılar, çimenler, faydalı-zararlı bütün otlar, böcekler, sansarlar, fareler, hatta vahşi atlar karmakarışık bir bütünlük içindeler...
Uzaktan bu bütünlüğe bakarken bile, "Doğa Ana'nın tamamen kendine özgü, sınırsızca ve tadında yapmakta olduğu bir mastürbasyon" olarak yorumluyordu bizimki olayı.
İşte; evden uzaklaştıkça bu arazinin oldukça özgür ve çorak alanlarına varmış. Bakmış ki, bulunduğu bölgenin 100 metre kadar ilerisinde 3 adet güçlü ve vahşi görünümlü at otluyor. Bir yandan da sanki aralarında sohbetlerler gibi hareketler yapıyorlar. Bizimki tabii doğuştan ters ya seksüel açıdan; atları izledikçe, onların o kaslı arka bacaklarının sert hareketleri, normale göre kaslı ve iri kalçalarının arasından ara sıra görünen ayıp yerleri ve bu alana zaman zaman bir kadın saçı gibi savrulup, çarpan o gür kuyrukları filan derken, gerçek anlamda, normalde yaşayabileceği bir kadın-erkek arası cinsel uyarılmadan kat kat fazla bir uyarılma yaşamış ve şeyi de baya bir kalkmış.
Belki kendisinin de doğuştan çarpık ve mazoşist eğilimlerde olmasından olacak, atların kalarının güçlü ve sert hareketleri, titreklikleri o dakikada fena halde bizimkinin bütün vücuduna yayılan bir tetikleme yaratmış.
Artık ateş bacayı sarmış tabii ve bizimki fena halde sertleşen şeyini mutlaka kurcalayıp, o anki şehvet gerilmesini orada, Doğa Ana'nın kollarında boşaltıp, tekrar misafir evine dönmekten başka bir şey isteyememiş.
Açıklık bir arazi olduğundan şeyini ayakta eline alıp, her taraftan görünme riskini göze alamamış ve "en iyisi şuraya, toprağın üzerine yüzükoyun uzanayım ve şeyimi eze eze, bir yandan atlara baka baka boşalayım." demiş. Tam oraya uzanacakken bir de bakmış ki yerde öbek öbek, yarı kurumuş at bokları duruyor! Hem de yani baya bir miktar!..
Şimdi olay tabii çok daha farklı ve etkili olmuş onun için. Önünde yarı kurumuş at bokları ve karşısında, 100 metre ileride de o bokları yapan, birbirleriyle tepişen güçlü atların şehvetlendirici hareketleri...
Eğilmiş... Uzanmış yavaşça sertleşmiş organının üzerine... Şimdi at bokları yüzüne, burnuna 30 cm kadar uzaklıkta... Hemen eline, küçük yeek tabağı büyüklüğünde boklardan birini almış. İki eliyle de şöyle bir güzel yoklamış, incelemiş, koklamış bir yandan. Bildiğimiz tezek kokusu gibi... Ama bu sefer ellerinde... Sert ve yumuşak kalmış yerleriyle... ve karısında da o bokları yapan atlar...
Bu halde 10 dakika kadar oyalandıktan sonra, daha fazla dayanamayıp büyük bir enerjiyle pantolonunun içine patlamış. Hemen önünde duran at bokları ve elinden daha kolay şekilde burnuna ulaşan bok kokuları boşaldıktan sonra bile benliği üzerindeki etkisini yitirmemiş ve 4 dakika kadar elinde duran boka bakmaya devam etmiş.
başını kaldırıp ileri bakmış; atlar onun varlığından bile habersiz, kendi umarsızlıklarında tepişip duruyorlar. Bu hal ise bir anda kendisine, atlar tarafından bile hiç sayılarak, onların dışkılarıyla ödüllendirilen, onuru sıfırlanmış bir köle olmanın tadını fena halde hissettirmiş.
Daha sonra tamamıyle rahatlayarak üzerini, başını toparlamış ve misafir evine, annesinin babasının yanına dönmüş. Sonra tabii gelsin ikramlar, çaylar... Hiçbir şey olmamış gibi, tertemiz bir insan gibi onlarla lafa devam edip, çayından içmeye başlamış.
* * *
İlk başta bahsettiğim gibi, bana bu hikayeyi anlatan çocuğun ne kimliğini, ne de olayın geçtiği zamanı hatırlamıyorum. Nasıl bir bilinç halinde bunları dinlediğimi de hatırlamıyorum. Ancak onunla tarihin herhangi bir zamanında karşılaşırsam eğer, mutlaka ismini de alacağım ki; bundan sonra bize aktaracağı deneyimleri kafamızda daha rahat bir zemine oturtabilelim.
Etiketler:
arıza yazılar,
arızalar meclisi,
aykırı hayaller,
fanteziler,
kısa öykü,
mazoşizm,
ömer dalman,
sadizm,
seks
Kaydol:
Yorumlar (Atom)

